Kripto Paralar, Madencilik ve Çevresel Etkileri
Bu makale aşağıdaki dillerde mevcuttur:
Kripto madenciliğinin enerji yoğunluğu ve çevreye olumsuz etkisi tüm dünyada sıcak bir tartışma konusu olmaya devam ediyor. Kripto paralar ile çevrenin uyumsuz olduğu görüşü giderek yaygınlaşıyor. Özellikle kripto para dünyasının öncüsü ve piyasa değeri en yüksek coin olan Bitcoin’in madencilik etkisi kamuoyunda endişe yaratıyor.
Kısa bir madencilik rehberi
Madencilik, güçlü bilgisayar ekipmanları kullanılarak karmaşık matematiksel problemleri çözme sürecidir. Belirli bir problemi ilk çözen madenci, blok zincirine yeni bir blok ekleme ve ağın yerel coin’iyle ödül kazanma hakkı elde eder. Bu şekilde, blok zincirinde kripto para madenciliği için proof-of-work (iş ispatı) konsensüs mekanizması kullanılır.
Sorun şu ki, bu kadar karmaşık hesaplamalar devasa miktarda elektrik gerektiriyor ve Bitcoin madencilik çiftlikleri tüketim açısından başı çekiyor. Ağın ortalama elektrik tüketimi, Kazakistan, Pakistan, Belarus ve Hollanda gibi tüm ülkelerin ihtiyaçlarıyla kıyaslanabilir düzeydedir.
Uzmanlar, Bitcoin madenciliğinde kullanılan elektrik miktarı konusunda hemfikir değil. Madencilik sürecinin karbon ayak izini tam olarak hesaplamak zor olsa da, kripto para madenciliğinin ciddi çevresel zarara yol açtığı konusunda genel bir görüş birliği var.
Herkes proof-of-stake’e mi geçmeli?
Proof-of-stake (PoS) algoritması, katılımcıların blok zincirine yeni blok ekleyip işlemleri onaylaması ve ödül alması için güçlü bilgisayarlarla karmaşık matematiksel problemler çözmesini gerektirmez. Bunun yerine, ağ token’larına sahip olup belirli bir miktarını belirli bir süre boyunca kilitlemek (stake etmek) yeterlidir. Daha fazla token stake eden katılımcıların yeni blok ekleme olasılığı daha yüksektir.
PoS konsensüs mekanizması, PoW’a göre çevre dostu bir alternatiftir. Birçok kişi, proof-of-work’ün tamamen yerini alıp madenciliğin çevreye verdiği zararı çözeceğine inanıyor.
Nitekim Ethereum, Eylül 2022’de PoS’a geçti.
Kulağa kusursuz bir çözüm gibi geliyor, değil mi? Ancak aceleyle PoW’u gözden çıkarmamak gerekiyor. PoW’un da değerlendirilmesi gerekir.
PoW ile madencilik: Büyük bir felaket mi yoksa abartı mı?
Düşündüğünüzde, Bitcoin madenciliği süreci (kârı bir kenara bırakırsak) devasa hesaplama gücünün boşa harcanması gibi görünüyor. Madenciler, zincire yeni blok ekleyip ödül almak için anlamsız matematiksel problemleri çözmekte birbiriyle yarışıyor. Bunu sürdürebilmek için enerji santralleri tam kapasiteyle çalışıyor ve fabrikaları çalıştırmaya ya da binlerce evi ısıtmaya yetecek enerji boşa harcanıyor.
Dünyanın dört bir yanında, binlerce büyük ve yüz binlerce küçük madencilik çiftliğinin tükettiği devasa miktarda elektrik atmosfere zarar veriyor. Bu da çevre üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor.
Farklı tahminlere göre, Bitcoin’in yıllık enerji tüketimi 100–200 TWh (teravat saat) civarında. Bu geniş aralık, bazı araştırma gruplarının kripto madenciliğini olabildiğince olumsuz göstermek, bazılarının ise olumlu göstermek istemesinden kaynaklanıyor olabilir. Gerçek muhtemelen ortada bir yerde; yine de bu rakam oldukça şaşırtıcı.
Madenciliğin ve çevreye olumsuz etkisinin büyük bir sorun olduğu doğru, ancak gerçekten paniğe kapılmamız gerekir mi?
100–200 TWh’lik bu rakam, küresel elektrik tüketiminin %1’inden azına denk geliyor.
Ayrıca NYDIG (New York Digital Investment Group) 2021 raporunda ilginç veriler sundu. Araştırmacılar, 2030 yılına kadar Bitcoin madenciliğinin küresel karbondioksit emisyonlarındaki payının %0,1’in altında kalacağını tahmin ediyor. Ayrıca, kripto para piyasasının toplam değeri 10 trilyon USD’ye ulaşsa bile bu oranın küçük kalacağını öngörüyorlar.
Bazı uzmanlar, madencilikte boşa harcanan hesaplama gücüne köklü bir çözüm öneriyor. Ağ üzerindeki sanal makinelerin, benzer matematiksel hesaplamalarla çözülebilen karmaşık bilimsel araştırmalar, uzay keşfi ve iklim bilimi gibi faydalı işlere yönlendirilmesini savunuyorlar.
Öte yandan, kripto topluluğu da aşırı ısınma sorununu göz ardı etmiyor ve madenciliğin sonuçlarına karşı sorumlu bir yaklaşım sergiliyor. Bu nedenle “yeşil madencilik” kavramı ortaya çıktı.
Yeşil madencilik
Çevre dostu madencilik, hidroelektrik santraller, güneş ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kripto madenciliğinde kullanılması anlamına gelir.
Gezegenimizin ekosistemine zarar vermeden ya da en azından zararı azaltarak madencilik yapılabilmesi için bilim insanları, madencileri şu tür atık üretmeyen yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya teşvik ediyor:
- rüzgar türbinleri;
- jeotermal enerji;
- güneş panelleri;
- hidroelektrik santraller.
Pek çok madencilik çiftliği, güçlü nehirleri ve bol güneşi olan ülkelere, yani yeşil elektrik kaynaklarının bulunduğu yerlere taşınıyor. Örneğin Çin’de kripto madenciliği yasaklanmadan önce, çevre dostu yaklaşım Siçuan bölgesinde hidroelektrik gelişiminin ana itici gücüydü ve o dönemde dünyanın Bitcoin üretiminin neredeyse yarısı burada gerçekleşiyordu.
Dünyada ülkeler madenciliğin çevreye olumsuz etkilerini nasıl azaltıyor?
Günümüzde birçok ülke, madenciliğin çevreye verdiği zararı azaltmak için çeşitli yollar arıyor. İşte bazı örnekler:
İzlanda
Bu ülkede Genesis Mining tarafından kurulan ve sadece jeotermal enerjiyle çalışan, dünyanın en ünlü madencilik tesislerinden biri olan Enigma bulunuyor.
Kanada
Kanada oldukça ilginç bir örnek. Ülke, alternatif enerji kaynakları aramak yerine, ASIC (application-specific integrated circuit) madencilerinin ürettiği ısıyı faydalı bir şekilde kullanarak “kötüyü” iyiye çevirmeyi tercih etti.
Quebec eyaletinde yıllık ortalama sıcaklık 5 °C civarında, bu yüzden ev ve su ısıtmak pahalı. Heatmine adlı bir şirket, madencilikten çıkan fazla ısıyı kullanıp aynı anda madencilik maliyetini azaltmanın yolunu buldu. Deneme amaçlı olarak, madencilik sistemi çilek yetiştirilen bir seraya bağlandı ve seranın ısıtma maliyeti %75 düştü. Heatmine şu anda kripto madenciliğinden çıkan atık ısı ile evleri ısıtmayı test ediyor.
Myera Group ise fazla ısısını değerlendirmek için farklı bir yol buldu. Şirket, balık yetiştirilen suyu ısıtıyor ve bu suyu seralardaki bitkiler için kullanıyor.
Japonya
Güneşin Doğduğu Ülke’de de alternatif enerji kaynaklarının kullanımı artıyor.
2017 yılında, güneş enerjisi üreticisi ve tedarikçisi Kumamoto-Energy, Kumamoto’dan enerji satın alarak kripto madenciliği yapan OZ Mining adlı bir yan kuruluş kurdu. Güneş enerjisi kullanımı sayesinde OZ Mining, madenciliğin çevreye olumsuz etkilerini azaltırken, güneşli günlerde oluşan fazla enerjinin değerlendirilmesini de sağlıyor.
Birleşik Krallık
Londra merkezli EcoHashes kripto para madenciliği projesi, verimli, ekonomik ve çevre dostu madenciliği teşvik etmek amacıyla kuruldu. Proje, güneş panelleri, rüzgar ve hidro jeneratörler ile enerji tasarruflu madencilik ekipmanları ve düşük enerji ihtiyacı olan yeni nesil soğutma sistemlerini bir arada kullanıyor.
El Salvador
El Salvador’da devlet başkanı, kamuya ait enerji şirketi LaGeo’ya ülkenin volkanlarından elde edilen “çok ucuz, %100 temiz, %100 yenilenebilir, sıfır emisyonlu enerjiyle” Bitcoin madenciliği yapılması talimatı verdi.
Sonuç
Madencilik gezegenimizin ekosistemine zarar veriyor mu ve ne ölçüde? Elbette bir miktar zarar veriyor. Ancak otomotiv sektörü, maden çıkarımı, hayvancılık ve daha pek çok alan da çevreye zarar veriyor.
Genel tabloya baktığımızda, madenciliğin çevresel zararı nispeten küçük kalıyor. Öte yandan, dünyada madencilikte enerji verimliliği yüksek ekipmanların ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına yönelik bir eğilim var.
Madencilikte kullanılan elektrik havaya mı karışıyor? Gördüğümüz gibi, artık bu enerjinin faydalı uygulamaları da bulunuyor.
Tüm bu bilgiler ışığında, proof-of-stake ve diğer düşük enerjili konsensüs mekanizmalarının tek kurtuluş yolu olduğu düşüncesi zayıflıyor. Nitekim, dünyadaki her şey gibi, onların da kusursuz olmadığını unutmamak gerekir.